26 Şubat 2018 Pazartesi

Hakaret Suçu!

5237 sayılı TCK m. 125-131 arasında düzenlenmiştir. Şeref, bireyin toplum içinde diğer kişiler nezdindeki saygınlığını ifade eder.

Hakaret etmek; 
Kişilerin birey olmaktan kaynaklanan ve diğer kişiler nezdinde sahip oldukları sosyal değerin yok sayılması ve kişiliklerinin değersizleştirilmesidir.Kişilerin saygınlıklarını zedeleyebilecek söz ve davranışlar, belli bir somut durum ya da olgunun isnat edilmesi suretiyle olabileceği gibi genel ve soyut nitelikteki söz ve davranışlarla da işlenebilir. Hakaret, mağdurun huzurunda işlenebileceği gibi, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle de işlenebilir. Mağdurun hakaret fiilinin işlendiği yerde bulunmadığı, hakarete bizzat muhatap olmadığı durumlarda da mağdurun saygınlığı başka kişiler nezdinde zedelenmiş olacaktır. Ancak mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi şartı Kanun’da aranmıştır.

Hakaret suçu kasten işlenebilen suçlardandır. Gerçek kişilerin bu suçun mağduru olabileceklerine dair herhangi bir tartışma yoktur, ancak tüzel kişilerin de bu suçun mağduru olup olamayacağı tartışmalıdır. Düşünceyi açıklama ve eleştiri, basının haber verme hakkı, dilekçe ihbar ve şikayet hakkının kullanılması, idari ve adli merciler önündeki iddia ve savunmalar bu suç açısından başlıca hukuka uygunluk nedenleridir. 

Suçun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi;
Kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi; karşılıklı olarak işlenmesi halleri cezayı azaltan veya kaldıran şahsi nedenler olarak düzenlenmiştir. 

TCK m. 125’te “bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi” denilmiştir. Hakaret suçunun faili herhangi bir gerçek kişi olabilir ancak tüzel kişiler bu suçun faili olamazlar. Bir tüzel kişiyi temsil ve idareye yetkili olanların işledikleri hakaret fiillerinden dolayı sadece bu fiilleri işleyen gerçek kişiler sorumlu olabilir. Gerçek kişinin hakaret suçundan dolayı sorumlu tutulabilmesi ise ceza ehliyetinin (isnat yeteneğinin) bulunmasına bağlıdır. Akıl hastalığı, yaş küçüklüğü geçici bir nedenin varlığı nedeniyle davranışlarını yönlendirme yeteneği olmayan kişiler hakaret suçunun faili olsalar bile cezalandırılmaları olanaklı değildir. Diplomatik dokunulmazlıktan, yasama dokunulmazlığından yararlanan kişiler de bu suçun faili olabilirler ancak bağışıklıkları nedeniyle yargılanamazlar.

Mülga TCK m. 251’de “Bir memur vazife esnasında bir kimse aleyhine bir cürüm işlerse kanunda yazılı olmıyan hallerde o cürme kanunen terettüp eden ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.” denilerek kamu görevlisinin görevini yaptığı sırada kişilere hakaret etmesi halinde ceza artırılmaktaydı. 5237 sayılı Kanun bu yönde bir ayrıma gitmemiştir. Failin kamu görevlisi olması, suçun ağırlatıcı nedeni olarak düzenlenmemiştir.

Hakaret suçunun basın yoluyla işlenmesi halinde failin belirlenmesi ve cezai sorumluluğun esasları 5187 sayılı Basın Kanunu’nda düzenlenmiştir. Cezai sorumluluk başlıklı m. 11’e göre, “Süreli yayınlar ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi sorumludur. Süreli yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu müdür ve
yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Ancak bu eserin sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk yayımlatana aittir. 

Süresiz yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde yayımcı;

Yayımcının belli olmaması veya basım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması hallerinde ise basımcı sorumlu olur.” Basın kanunundaki bu hükümler Anayasa m. 38’de öngörülmüş olan suç ve cezaların kişiselliği ilkesine aykırı olduğu için eleştirilmektedir.
Öte yandan, basın ve yayın alanında faaliyet gösteren yayımcı ya da basımcının tüzel kişi olması mümkündür. Hakaret suçunun basılmış eser yoluyla işlenmesi halinde, yayımcı ya da basımcının tüzel kişi olması durumunda tüzel kişinin cezai sorumluluğunun devam ettiğini kabul etmek gerekecektir.Ancak “Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz” diyen TCK m. 20 karşısında tüzel kişiye ceza verilemeyecektir. Tüm bu nedenlerden dolayı Basın Kanunu’nundaki düzenlemelerin gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Hakaret suçunun mağduru herhangi bir kişi olabilir. Herhangi bir kişi kendisine saygı duyulmasını beklemek hakkına sahiptir, çünkü modern hukuk düzeni herkesin birey olarak kişilik haklarını ve saygınlığını korur. Bireyin kendisine olan saygınlığını yitirmiş olması, kendisini değersiz görmesi halinde de bu kişiye yönelik hakaretler suç teşkil eder. Ancak mağdurun şikâyetçi olmaması halinde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Politikacıların, sanatçıların, bilim adamlarının yanı sıra sosyal hayatta tanınmayan bireylerin de saygınlığı vardır. Çünkü cezai düzen, hakaret suçu açısından mağdurların sosyal konumlarına göre bir ayrıma gitmeyerek tüm bireylerin saygınlığını korumaktadır. Gerçek hayat bunun tersine olsa da evsizlerin, dilencilerin de bu suçun mağduru olabileceğini kabul etmek gerekmektedir. Ancak mağdurun toplumsal saygınlığı, tanınmışlığı tazminat hukuku açısından farklı sonuçlar doğuracaktır.

İsnat yeteneği olmayanlar ve küçükler de kendilerine yöneltilen hakaret fiilini idrak edip anlamasalar da hakaret suçunun mağduru olabilirler. Çünkü bu kişilerin de diğer insanlara karşı saygınlıklarının korunması gerekir. Bu nedenle yaşı, hastalığı, akıl hastalığı, fiziksel engeli gibi bir nedenden dolayı hakaret fiilini anlayamayan, idrak edemeyen kişiler de hakaret suçunun mağduru olabilirler.

Akıl hastası ve çocukların mağdur olduğu durumlarda şikayet hakkını bu kişilerin kanuni temsilcileri kullanabilecektir. Hukuk düzeni herkesin toplum içinde bir saygınlığının olduğunu kabul ederek bütün kişilerin saygınlığını diğer kişilere karşı korur; bu nedenle kamuoyunun değersiz olarak gördüğü ve toplum içinde saygı duyulmayan kişiler de suçun mağduru olabilirler.

Ölüler hakaret suçunun mağduru olamazlar, çünkü ölümle kişilik son bulmakta ve ölü, hukukun süjesi olmaktan çıkmaktadır.Ancak ölü hakkında söylenen sözler ve cesedine yönelik davranışlar, ölünün yakınlarının saygınlığına saldırı niteliğinde olabilir. Bir ölünün hatırasına yönelik hakaret fiilinde esasen ölünün yakınların-saygınlığını korumak amacıyla “Kişinin hatırasına hakaret”17 başlıklı TCK m. 130/f.1’de “Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri oranında artırılır.” denilmiştir. Ölünün hatırasına hakaret fiilinin cezalandırılabilmesi için suçun en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmiş olması koşulu aranmıştır.

Bilindiği gibi kanunlar genel ve soyut olup belli bir kişiye yönelik düzenlemeler getiremezler. Bunun hukukumuzdaki istisnalarından biri Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasını korumak amacıyla çıkarılmış olan 31/07/1951 tarih ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’dur. Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu Kanun’un 1. Maddesine göre, “Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye  bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.” Bu kanunla korunmak istenen Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kurucularından olması nedeniyle Atatürk’ün saygınlığıdır. Hakaret suçu esasen şikâyete bağlı bir suç olmasına rağmen bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re’sen takibat yapılır.

Hakaret suçunun varlığı için mağdurun isminin mutlaka söylenmiş, isnadın açıkça belirtilmiş olması gerekmez; önemli olan mağdurun belirli veya belirlenebilir olmasıdır.Matufiyet olarak da ifade edilen bu durumda önemli olan hakaretin kime yöneldiğinin tesbit edilebilir olmasıdır. 

Mağdurun belirlenmesi başlıklı TCK m. 126’da, “Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.” denilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır. Kimi durumlarda mağdurun isminin baş harflerinin, yaptığı ve kamuoyunca bilinen işinin belirtilmesi yeterli olabilir. 
Örneğin “şarkıcı minik serçe” ifadesi ile Sezen Aksu’nun, “karakartal” ifadesiyle Beşiktaş Spor Klubü’nün, “12 dev adam” ifadesiyle Basketbol Milli Takımı’nın ifade edildiği kamuoyunda duraksamaksızın anlaşılır. Bunun yanısıra belli bir tarihte belli bir görev veya mevkide olan kişinin de adının belirtilmesi gerekmeden sadece makamının, işinin belirtilmesi hakaret fiilinin hedefinin belirlenmesini sağlayabilir. 

Örneğin A partisinin genel başkanı, B bakanı, C şirketinin sahibi, milli futbol takımı kaptanı, vs. ifadelerinin kimi işaret ettiği bellidir. Örneğin failin apartman içinde “Bu apartmanın yöneticisi hırsızdır”, Fakülte önünde “Bu Fakültenin dekanı aptaldır”diye bağırması hallerinde kimin hedef alındığı açıktır. Faille mağdurun birleşmesi söz konusu olamaz. Bu nedenle failin kendisinden
de söz ederek “X partisine oy veren bizler aptalız”, “Benim gibi X sendikasına üye olan herkes salaktır”, “Buraya geldiğimize göre hepimiz aptalız” biçimindeki ifadeleri hakaret suçuna vücut vermez. Mağdura doğruca hakaret edilmiş, hakaret fiilinin doğrudan faili hedef almış olması da gerekmez. Dolaylı hakaret de denilen durumlarda bir kişiye yönelik hakaret fiilinin bu kişiyle irtibatlı başka kişilerin de mağdur olması sonucunu doğurabilir. Mülga TCK döneminde hakaret ve sövme ayrımı söz konusu olduğu için Yargıtay, mağdura yönelen hakaretin, koşulları varsa mağdurun yakınları açısından da sövme suçunu oluşturacağı görüşündeydi. 

Örneğin bir kişiye “Senin baban A’yı öldürmek isteyen bir katil” denilerek hakaret edilmesi halinde bu kişinin de; bir dernek başkanına bu görevi nedeniyle “Bu derneğin üyeleri A’nın malına göz dikmiş hırsızlardan oluşan bir topluluktur” biçiminde hakaret edilmesi halinde derneğin üyelerinin; evli bir bir kadına “Sen kocanı B ile aldatan bir zanisin” biçiminde hakaret edilmesi halinde kocasının da bu hakaret dolayısıyla mağdur olduğu; ancak bu kişiler açısından somut bir olgu isnadı söz konusu olmadığı için sövme suçunun oluştuğu kabul edilirdi. 

5237 sayılı TCK’da hakaret ve sövme ayrımına yer verilmediği için hakaret ya da sövme biçimindeki aşağılayıcı ifadelerin doğrudan yöneldiği kişinin yanı sıra dolaylı olarak saygınlığı zedelenen diğer kişilerin de hakarete uğradığı kabul edileecektir. Bu nedenle bir kadına “iffetsiz” denildiğinde kocasının da bir sendika başkanına “haramilerin başı” denildiğinde sendika üyelerinin de hakarate uğradığını kabul etmek gerekecektir. Ancak bu durumlarda mağdur sayısınca ayrı ayrı ceza verilmeyerek TCK m. 43/f.2’ye göre zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. Bunun yanı sıra mağduru doğruca hedef alan sözler söylemek yerine dolambaçlı ifadeler kullanmak suretiyle, ima veya soru soran ifadelerle hakaret edilmesi de olanaklıdır.
Örneğin iki gazeteci arasında geçen bir tartışma sırasında failin mağdura yönelik olarak söylediği “Herkes sizin hırsız ve yalancı olduğunuzu söylüyor ancak ben öyle düşünmüyorum”, “Sizin için aptal diyenler var ama ben buna katılmıyorum”, “Tabiiki siz aptal biri değilsiniz değil mi?”, “Elbette sizin aptal olduğunuzu söyleyecek kadar saygısız değilim”, “Bu sözleri siz değil de bir başkası demiş olsaydı o kişinin aptal olduğunu düşünürdüm” biçimindeki sözler de hakaret olarak değerlendirilmelidir.Burada önemli olan nedensellik ilişkisinin kesin olarak tesbit edilmesidir. Ancak bir kişiye hakaret edilmesi, bu kişinin mensup olduğu gruba, topluluğa ya da kuruma da hakaret edildiği anlamına gelmez. Örneğin bir avukata hitaben “sen hırsızsın”, bir diş hekimine yönelik olarak söylenen “sen aptalsın” biçimindeki ifade bu mesleğe mensup diğer kişilere hakaret edildiği anlamına gelmez Nitekim AİHM, Grigoriades /Yunanistan kararında mecburi askerlik görevini yapan bir kişinin komutanına gönderdiği hakaret içeren mektuptan dolayı orduya hakaret suçundan mahkum edilmesini Sözleşme’ye aykırı bulmuştur.

http://dergipark.gov.tr/download/issue-file/504

Hiç yorum yok: